turkce

Adalette Vicdan

Adalette Vicdan 1024 1024 hbtlc_user

İyi olmak kolaydır. Zor olan ise adil olmaktır. Bu söz, adaletin derin ve karmaşık yapısını anlamamıza yardımcı olur. İyi bir insan olmak, genellikle nezaket, yardımseverlik ve başkalarına karşı saygı göstermekle ilişkilendirilir. Ancak adil olmak, daha derin bir anlayışı ve vicdani bir kanaati gerektirir. Adalet, herkesin hakkını gözetmeyi, tarafsız olmayı ve doğrulukla hüküm vermeyi gerektirir.

Toplumlarda adaletin sağlanması, yasal sistemler ve mahkemeler aracılığıyla olur. Ancak yasaların ve kuralların varlığı tek başına yeterli değildir. Bu kuralların doğru ve hakkaniyetli bir şekilde uygulanması, adaletin gerçek anlamını bulması için hayati öneme sahiptir. Bu noktada, uygulayıcıların yani hakimlerin vicdani kanaatleri devreye girer.

Vicdan, insanın içsel adalet duygusunu ve doğru olanı yapma isteğini temsil eder. En mükemmel adalet, kanunların ve kuralların ötesine geçerek, vicdanın sesini dinleyerek sağlanır. Yasalar, genel geçer kurallar koyarken, her bireyin durumunu ve koşullarını tam olarak kapsayamayabilir. Bu nedenle, hakimler vicdani kanaatlerine göre hüküm kurduklarında, adaletin en saf ve en doğru hali ortaya çıkar.

Sonuç olarak, “İyi olmak kolaydır. Zor olan adil olmaktır. En mükemmel adalet ise, vicdandır. ‘Hakimler vicdani kanaatine göre hüküm kurar’ denmesinin temelinde de bu duygu yatmaktadır.” Bu anlayış, sadece yargı sürecinde değil, günlük hayatımızda da adil ve doğru kararlar almamıza yardımcı olabilir. Vicdanımızın sesini dinleyerek, daha adil ve hakkaniyetli bir dünya yaratabiliriz.

Adalet ve Uygulama

Adalet ve Uygulama 1024 1024 hbtlc_user

Adaletin Önemi ve Uygulamada Adalet

Adalet, toplumların temelini oluşturan en önemli değerlerden biridir. Bir toplumda adaletin varlığı, bireylerin huzur ve güven içinde yaşamasını sağlar. Adalet, sadece yasaların varlığıyla değil, bu yasaların doğru ve hakkaniyetli bir şekilde uygulanmasıyla anlam kazanır. Bu nedenle, adaletin sağlanması için mükemmel yasalar yapmak yeterli değildir; aynı zamanda bu yasaları doğru ve adil bir şekilde yorumlayarak uygulamak da gereklidir.

Adaletin Temelleri

Adaletin sağlanmasında en önemli unsur, yasaların herkes için eşit şekilde uygulanmasıdır. Yasalar, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak ve bireylerin haklarını korumak amacıyla oluşturulmuştur. Ancak, yasaların varlığı tek başına adaletin sağlanması için yeterli değildir. Yasaların doğru ve adil bir şekilde uygulanması, adaletin temel taşlarından biridir.

Lehe Yorum İlkesi

Yasaların uygulanmasında lehe yorum ilkesi büyük önem taşır. Lehe yorum ilkesi, yasaların bireyler lehine yorumlanması ve bu şekilde uygulanması gerektiğini ifade eder. Bu ilke, yasaların adil bir şekilde uygulanmasını sağlar ve bireylerin haklarının korunmasına yardımcı olur. Lehe yorum ilkesi, adaletin sağlanmasında önemli bir rol oynar ve yasaların bireyler lehine esnetilerek uygulanmasını teşvik eder.

Uygulamada Adalet

Adaletin sağlanmasında en önemli unsurlardan biri, yasaların uygulayıcılarının rolüdür. Yasaların uygulanmasında adil ve hakkaniyetli bir yaklaşım sergilenmesi, adaletin sağlanmasında kritik bir rol oynar. Yasaların doğru ve adil bir şekilde uygulanması, adaletin tesis edilmesini sağlar. Bu bağlamda, yasaların doğru ve adil bir şekilde uygulanmasını sağlamak için yasaların uygulayıcılarının eğitimli, bilgili ve tarafsız olmaları gerekmektedir.

Sonuç Olarak

Her şeyin temeli adaletten geçer. Adalet ise, mükemmel kurallar tanzim etmek değil, kuralları hayra yorup- lehe yorum ilkesi- mükemmel uygulamaktır. Zira; en iyi yasa kötü uygulayıcı elinde berbat, en kötü yasa ise, iyi uygulayıcı elinde mükemmel olur.

Farklı Bakış Açısının Önemi

Farklı Bakış Açısının Önemi 1792 1024 hbtlc_user

Farklı Düşüncenin ve Bakış Açısının Önemi

Toplumların gelişiminde ve medeniyetlerin ilerlemesinde farklı düşüncelerin ve bakış açılarının önemi büyüktür. İnsanlık tarihi boyunca, yenilikçi ve cesur fikirler, toplumları ileriye taşımış ve değişimlerin öncüsü olmuştur. Bu nedenle, herhangi bir alanda başarılı olmak isteyen bireylerin, öncelikle farklı düşünmekten ve farklı bakış açılarından korkmamaları gerekmektedir.

Farklı Düşüncelerin Tarihi

Tarihte pek çok bilim insanı, sanatçı ve düşünür, dönemin genel kabul gören düşüncelerine karşı çıkarak büyük başarılar elde etmiştir. Galileo Galilei, evrenin merkezi olarak Dünya’nın değil, Güneş’in olduğunu savunmuş ve bu görüşü ile bilim dünyasında büyük bir devrim gerçekleştirmiştir. Aynı şekilde, Albert Einstein’ın görecelik teorisi de klasik fizik kuramlarına meydan okumuş ve modern bilimin temel taşlarından biri olmuştur. Bu örnekler, farklı düşünmenin ve kalıpların dışına çıkmanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Farklılıkları Yakalama ve Değerlendirme

Farklı düşünceler ve bakış açıları sadece bilim ve sanat alanında değil, hayatın her alanında büyük önem taşır. İş dünyasında inovasyonun ve rekabetin temelinde de bu çeşitlilik yatar. Bir ürün ya da hizmetin başarılı olması, genellikle sıradışı bir fikrin hayata geçirilmesiyle mümkün olur. Bu nedenle, başarılı olmak isteyen bireyler ve şirketler, farklı ne yapabileceklerini düşünmeli ve bu farklılıkları değerlendirmelidirler.

Hukuk Alanında Farklılık

Hukuk alanında da farklılık yaratmanın önemi büyüktür. Hukuk, toplum düzenini sağlamak ve adaleti temin etmek için çeşitli kurallar ve normlar bütünü olarak tanımlanabilir. Ancak, bu kurallar ve normlar zamanla değişebilir ve gelişebilir. Hukukçuların, mevcut yasaları ve düzenlemeleri analiz ederek yeni ve yenilikçi çözümler üretebilmeleri önemlidir. Bununla birlikte, hukuk alanında başarılı olmak için her işi yapmaya çalışmak yerine, belli bir alanda uzmanlaşmak ve o alanda istisnai bir başarı elde etmek gereklidir. Örneğin, bir avukat ticaret hukuku, ceza hukuku veya insan hakları hukuku gibi belirli bir alanda derinlemesine bilgi ve deneyim sahibi olabilir ve bu alanda fark yaratabilir.

Farklı Bakış Açılarının Desteklenmesi

Toplumda farklı düşüncelerin ve bakış açılarının desteklenmesi de büyük önem taşır. Eğitim sisteminin, bireylerin farklı düşünmelerine ve yaratıcı olmalarına olanak tanıyacak şekilde yapılandırılması gerekmektedir. Aynı şekilde, iş dünyasında da çalışanların yenilikçi fikirlerini paylaşabilecekleri ve bu fikirlerin değer gördüğü bir ortam yaratılmalıdır. Bu sayede, bireyler kendilerini ifade edebilir ve potansiyellerini maksimum seviyede kullanabilirler.

Sonuç Olarak

Farklı düşünceden ve farklı bakıştan korkmamak gerekir. Çünkü medeniyetin bu seviyede olmasının sebebi, farklı düşünen ve farkı fark eden insanların sayesindedir. Hangi meslek grubundan olursan ol, başarılı mı olmak istiyorsun, “farklı ne yapabilirim?” de, farklılığı fark et ve yakaladığın farkın peşinde koş. Hukukta farklılık ise, her işi yapmak değil, belki farklı ve istisnai tek bir işi yapmaktır.

İletişim Takibi ve Suçla Mücadele

İletişim Takibi ve Suçla Mücadele 1024 1024 hbtlc_user

İletişim Takibi ve Suçla Mücadelede Etkisi

Teknik takip ve iletişimin dinlenmesi (telefon dinleme, mesaj kayıtları, olay anındaki konumlar) suç ve suçlulukla mücadelede hayati bir rol oynamaktadır. Bu yöntemler, olayların aydınlatılmasında ve suçluların tespit edilmesinde önemli katkılar sağlamaktadır. Ancak, bu tür tespitlerin mutlaka başka delillerle (banka hesap hareketleri, para alışverişi, kriminal bulgular gibi) desteklenmesi ve kapsamlı bir şekilde analiz edilmesi gerekmektedir. Aksi halde, bu büyük nimet aynı zamanda haksız ve ciddi mağduriyetlere yol açabilir.

İletişim takibi ile elde edilen veriler, tek başına yeterli delil olamayabilir. Kişinin telefonda konuştuğu şeyler, gerçekte düşündüklerinin veya kastının tam tersi olabilir. Örneğin, kızgınlık anında yapılan bir konuşma ya da bilgiçlik taslama amacıyla söylenen gerçek dışı beyanlar, yanlış anlamalara yol açabilir. Ayrıca, telefonda konuşulanların eyleme dönüştürülmesi de oldukça zayıf bir ihtimaldir. İnsanlar, genellikle telefonda söylediklerinin sadece küçük bir kısmını gerçek hayatta gerçekleştirirler.

Bu nedenle, iletişim takibi ile elde edilen verilerin doğru ve adil bir şekilde değerlendirilmesi son derece önemlidir. Tek başına telefon dinleme kayıtları veya mesajlar, kişinin suçlu olduğunu kanıtlamada yeterli olmayabilir. Bu tür delillerin, diğer somut delillerle birlikte ele alınması ve çapraz analizler yapılması gerekmektedir. Ancak bu şekilde, adil ve doğru sonuçlara ulaşmak mümkün olabilir.

Sonuç olarak, iletişim takibi ve dinleme yöntemleri, suçla mücadelede güçlü araçlar olabilir. Ancak, bu yöntemlerin hukuka uygun ve dikkatli bir şekilde kullanılması, kişisel hakların ihlal edilmemesi ve adaletin sağlanması için kritik öneme sahiptir. Her delilin, kendi başına değil, diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi, doğru ve adil bir sonuca ulaşılmasını sağlayacaktır.

İletişim takibi ve suçla mücadele, teknoloji ve adaletin hassas dengesi üzerinde yürütülen bir süreçtir. Bu süreçte, her adımın dikkatle atılması, hem suçluların adalet önüne çıkarılmasını hem de masumların korunmasını sağlamaktadır. Unutulmamalıdır ki, “insan niyetlerinden değil, eyleme dönüştürdüğü fiillerinden sorumludur.”

Faili Bulmanın İncelikleri

Faili Bulmanın İncelikleri 1024 1024 hbtlc_user

Faili Bulmanın İncelikleri

Suçların aydınlatılması ve faillerin tespit edilmesi süreçlerinde, hiçbir zaman kesinlikten bahsetmek doğru değildir. Olayların karanlıkta kalan yönlerinin ortaya çıkarılması ve delillerin toplanması aşamalarında, fail olamayacağı düşünülen kişilere karşı da dikkatli olunmalıdır. Çünkü olayların incelenmesi sürecinde her türlü ihtimali göz önünde bulundurmak gerekir. Bu süreçte, mağdura en yakın kişiden başlanarak şüpheli halkası genişletilir ve hiçbir detay gözden kaçırılmamalıdır.

Geçmişte yaşanan tecrübeler göstermiştir ki, çoğu zaman ‘kesinlikle yapmaz’ dediğimiz kişiler bile suçlu çıkabilmiştir. Bu sebeple, ön yargısız ve tarafsız bir şekilde tüm olasılıkları değerlendirmek önemlidir. Kişilere yönelik ön yargılar, delillerin yanlış değerlendirilmesine ve suçların karanlıkta kalmasına neden olabilir. Bu yüzden, adaletin sağlanması adına her şüpheliye eşit mesafede yaklaşılmalı ve tarafsız bir bakış açısı ile hareket edilmelidir.

Adli süreçlerde, failin tespit edilmesi için yapılan araştırma ve aramalarda, gözden kaçırılan en küçük bir detay bile büyük sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, en ufak bir şüphe bile dikkatle incelenmeli ve doğruluğu kesinleşene kadar tüm ihtimaller değerlendirilmelidir. Şüphe kavramı, olayların aydınlatılmasında kilit rol oynar ve bu süreçte atılan her adım, adaletin yerini bulması adına büyük önem taşır.

Sonuç olarak; şüphede ”bu kesinlikle olamaz, bu kesinlikle yapmaz” diye bir şey yoktur. Keza; olayların aydınlatılmasında ve delillerin toplanmasında, önce bu kesinlikle değildir diye bilinen mağdura en yakın kişiden başlanarak çember genişletilir. Tecrübelerle de sabittir ki, genelde bu kesinlikle yapmaz dediğimiz kişiler sonuçta fail çıkmıştır ve bu failler, fail araştırma ve aramalarında yer almayı da ihmal etmemişlerdir.

İkamet İzni

İkamet İzni 1705 872 hbtlc_user

İkamet izni/Oturma izni, Türkiye’de vizenin veya vize muafiyetinin tanıdığı süreden ya da 90 günden fazla kalmak isteyen yabancıların Türkiye’de  kalabilmelerini sağlayan izindir. Kamu güvenliği ve düzeninin sağlanmasıyla birlikte olası risklerin en aza indirilebilmesi amacıyla verilen oturma izni, uluslararası hukukun bir gerekliliğidir.

Yabancıların Oturma İzni Süresi Nedir?

Türkiye Cumhuriyeti’nde 90 günden fazla kalmak isteyen yabancı oturma izni almalıdır. Oturma izni alındıktan sonra 6 ay içerisinde yabancı kişi Türkiye’ye gelmelidir. Aksi takdirde alınan oturma izni geçersiz sayılacaktır.

Türkiye’de Oturma İzni Şartları Nelerdir?

Türkiye’de oturma izni şartı, ülkeye girişine izin verilmeyen kişilerden olmamak ve vize verilmeyecek kişilerden olmamaktır.

  1. Türkiye’ye girişleri yasaklı olan,
  2. Türkiye’ye giriş, Türkiye’den geçiş veya Türkiye’de kalış amacını haklı nedenlere dayandıramayan,
  3. Kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından sakıncalı görülen,
  4. Kamu sağlığına tehdit olarak nitelendirilen hastalıklardan birini taşıyan,
  5. Suçluların geri verilmesine esas olan suç veya suçlardan sanık ya da hükümlü olan,
  6. Vize, vize muafiyeti veya ikamet izin süresinin bitiminden itibaren en az 60 gün süreli pasaport veya pasaport yerine geçen belgesi olmayan,
  7. Kalacağı süreyi kapsayan geçerli bir sağlık sigortası bulunmayan,
  8. Türkiye’de kalacağı sürede, yeterli ve düzenli maddi imkana sahip olmayan,
  9.  Vize ihlalinden veya önceki ikamet (oturma) izninden doğan borç ve cezaları ödemeyi kabul etmeyen, kişilerden olmamak Türkiye’de oturma (ikamet) izni almak için genel şartlardır.

Türkiye’de Oturma İzin Türleri Nelerdir?

  1. Kısa Dönem Oturma İzni

Kısa dönem oturma izni, diğer oturma izinlerine kıyasla daha kolay alınabilen izin türüdür.  Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 31.maddesinde belirtilen kişiler kısa dönem ikamet izni alabilmektedir. İlgili maddenin son iki maddesinde sayılan kişiler haricinde kalanlar için kısa dönem oturma izni “iki yıllık” süre ile verilir. Kısa dönem oturma izni alanlar Türkiye’de kalacağı adresi belirtmelidir. Kısa dönem oturma izni için başvurular yabancının vatandaşı olduğu veya ikamet ettiği ülkedeki Türkiye Cumhuriyeti konsolosluklarına yapılır.

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu(YUKK) m.31’ göre kısa dönem oturma izni verilecek kişiler aşağıda belirtilmiştir:

  • Bilimsel araştırma amacıyla gelecek olan yabancılar (Başvuru aşamasında bilimsel araştırmaya ilişkin izin belgesinin de sunulması gerekmektedir.)
  • Türkiye’de taşınmaz malı bulunan yabancılar (Taşınmazın konut statüsünde olması gerekmektedir.)
  • Ticari bağlantı veya iş kuracak olan yabancılar (Bu kapsamda şirketler tarafından gönderilen davet mektuplarının dayanak olarak gösterilmesi mümkündür.)
  • Hizmet içi eğitim programına katılacak olan yabancılar (Eğitimin kim tarafından verileceği, ne kadar süreceği şeklinde belgelerin ibraz edilmesi gerekmektedir.)
  • Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu anlaşmalar ya da öğrenci değişim programları çerçevesinde eğitim veya benzeri amaçlarla gelecek olan yabancılar (Verilecek olan izin süresi eğitim süresi ile eş olacaktır.)
  • Turizm amaçlı kalacak yabancılar
  • Kamu sağlığına tehdit olarak nitelendirilen hastalıklardan birini taşımamak kaydıyla tedavi görecek olan yabancılar (Burada izin süresi tedavi süreci göz önünde bulundurularak verilmektedir. Yalnızca tedavi görecek olan kişi bu izinden faydalanabilecek, refakatçiler bu izinden faydalanamayacaktır.)
  • Adli veya idari mercilerin istek veya kararlarına bağlı olarak Türkiye’de kalması gereken yabancılar
  • Aile ikamet iznine ilişkin şartları kaybetmesi halinde kısa dönem ikamet iznine geçirilecek olan yabancılar
  • Türkçe öğrenme kurslarına katılacak olan yabancılar (Bu kursun Millî Eğitim Bakanlığı tarafından onaylı bir kurs olması gerekmektedir.)
  • Kamu kurumları aracılığıyla Türkiye’de eğitim, araştırma, staj ve kurslara katılacak olan yabancılar (En fazla 1 yıllık süreyle verilmektedir.)
  • Türkiye’de yükseköğrenimini tamamlayanlardan mezun oldukları tarihten itibaren altı ay içinde müracaat eden yabancılar (Tek seferde en çok 1 yıl süreliğine verilmektedir.)
  • Türkiye’de çalışmayan ancak Bakanlar Kurulunca belirtilecek kapsam ve tutarda yatırım yapacaklar ile bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğu (Üst sınırı 5 yıldır.)
  • Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşı olan yabancılar (Üst sınırı 5 yıldır.) kısa dönem ikamet izni alabileceklerdir.
  • Uzun Dönem Oturma İzni

Türkiye’de kesintisiz bir şekilde en az 8 yıl oturma izniyle kalmış olan ya da İçişleri Bakanlığı’nın belirlemiş olduğu bazı şartları yerine getiren yabancılara Bakanlığın onayıyla valilikler tarafında süresiz ikamet izni düzenlenir. Uzun dönem ikamet izni sahibi yabancı, süresiz olarak oturma iznine hak kazanır. Uzun dönem ikamet izni alma şartları şunlardır:

  • Kesintisiz en az 8 sene ikamet izniyle Türkiye’de kalmış olmak,
  • Son 3 yıl içerisinde sosyal yardım almamış olmak, 
  • Yabancının kendisi veya varsa ailesinin geçimini sağlayacak yeterli ve düzenli gelir kaynağına sahip olmak, 
  • Geçerli sağlık sigortasına sahip olmak,
  • Kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından tehdit oluşturmamak.

Uzun dönem ikamet iznine geçiş hakkı tanınmayacaklar şunlardır:

  • Mülteciler,
  • Şartlı mülteciler 
  • İkincil koruma statüsü sahipleri
  • İnsani ikamet izni sahipleri
  • Geçici koruma sağlanan kişiler
  • Öğrenci Oturma İzni

Yabancı öğrencilerin Türkiye’de ikameti ile ilgili olarak düzenlenmektedir. Öğrenci ikamet izni şu kişilere verilmektedir:

  • Aile ikamet izni bulunmaması halinde ilk ve orta derecede öğrenim gören yabancılar,
  • Ülkemizde bir yükseköğretim kurumunda ön lisans, lisans, yüksek lisans seviyelerinde eğitim gören yabancılara öğrenim süresince ikamet izni verilmektedir.

Öğrenci oturma izninde, yabancının Türkiye’de öğrenim göreceğini gösteren bilgi ve belgeleri ibraz etme, Türkiye’ye girişe izin verilmeyen yabancılardan olmama ve Türkiye’de kalacağı adres bilgilerini verme şartları aranır. 

  • Aile Oturma İzni

Türk vatandaşlarının veya oturma iznine sahip olan yabancıların yabancı eşine, kendisinin veya eşinin ergin olmayan yabancı çocuğuna ya da bağımlı yabancı çocuğuna verilen oturum iznidir. Bu oturum izni aynı zamanda, mültecilerin ve ikincil koruma statüsü sahiplerinin, kendisinin veya eşinin ergin olmayan yabancı çocuğuna ya da bağımlı yabancı çocuğuna da verilmektedir.

Aile ikamet izni her seferine 3 seneyi aşmayacak şekilde verilmektedir. Aile ikamet izninin süresi hiçbir şekilde aile ikamet iznini almasına vesile olan kişinin ikamet izin süresini aşamayacaktır.  

  • Turistik Oturma İzni

Turizm amaçlı Türkiye’de kalmak isteyen yabancıların başvurduğu kısa dönem ikamet izni türüdür.

Turistik ikamet izni alma şartları şunlardır:

  • Kabul edilmeyen yolcu kapsamında olmamak,
  • Genel sağlık ve güvenlik standartlarına uygun barınma şartlarına sahip olmak,
  • Turizm amacıyla kalacağını belirterek oturma izni talebinde bulunmak ve bununla ilgili gerekli belgeleri ibraz etmek,
  • İstenilmesi halinde, vatandaşı olduğu veya yasal olarak ikamet ettiği ülkenin yetkili makamları tarafından düzenlenmiş adli sicil kaydını gösteren belgeyi sunmak,
  • Türkiye’de kalacağı adres bilgilerini vermek.

Yabancılara İkamet İzni Nasıl Alınır?

Yabancılara ikamet izni almaları için ön başvuru, il göç idaresinin sitesinden e-ikamet sistemi üzerinden yapılmaktadır. Ön başvuru sonrası ön kayıt formu doldurulması gerekmektedir. Yapılan başvuru sonrası başvurucuya randevu gün ve saat verilir. Yabancı belirtilen randevu gün ve saatinde ön kayıt formunu ve gerekli belgeleri İl Göç İdaresine teslim etmelidir. İkamet izni başvuruları henüz yurt dışından alınmamaktadır.

Oturma izni başvurusu, kanundaki düzenlemeye göre en geç 90 gün içerisinde sonuçlanır. Bu süre, bilgi ve belgelerin tam olarak yetkili makama teslim edildiği tarihten başlar. Uygulamada, oturma izni ortalama 10-30 gün içerisinde çıkar.

Oturma İzinlerinin Süreleri Nedir?

  • Kısa dönem ikamet izinleri kural olarak en fazla 2’şer yıl olacak şekilde verilebilmektedir.
  • Aile ikamet izni her defasında en fazla 3 yıllık için verilmektedir. Ancak aile oturma izni, hiçbir şekilde destekleyicinin ikamet izni süresini aşamaz. 
  • Öğrenci ikamet izni, yabancının öğrenim süresini kapsayacak şekilde verilir. Ayrıca, yabancı öğrencinin öğrenim süresi 1 yıldan kısa ise öğrenci oturma izni öğrenim süresini aşamaz.
  • Uzun dönem ikamet izni, başvuruda bulunan yabancı kişiye süresiz olarak verilir. 
  • Turizm ikamet/oturma izni, tedavi amaçlı oturma izni ve gayrimenkul alarak ikamet (oturma) izni, en fazla 2’şer yıllık sürelerle verilir.  

Gerek ikamet izinleri ve gerekse Çalışma izinlerl müracaatları ve randevu alma başvuruları internet üzerinden yapılmaktadır, prosedürleri çok olduğundan tecrübe ve bilgi gerektirmektedir.

Bu anlamda; Çözüm ortaklarımızdan Ömer Faruk BOZKURT, daha önceki dönemlerde çalıştığı Çinli Firmalar çalışanlarından yaklaşık 10.000 civarında kişinin çalışma izinleri ve ikamet izinleri(tezkereleri) ile ilgili iş ve işlemleri takip etmiş ve sonuçlandırmıştır. Bürokrasiyi ve takip sistemini çok iyi bilmesi nedeniyle hızlı ve olumlu sonuçlar anında alınabilmektedir.

Çalışma İzni

Çalışma İzni 1024 1024 hbtlc_user

Yabancıların Türkiye’de kalabilmesi belli şartlarla mümkün olabilmektedir. Bu konuda Çalışma İzni ve ikamet izni olmak üzere iki temel düzenleme mevcuttur.

  • Çalışma İzni Olmaksızın Türkiye’de çalışılabilir mi?

Mavi kart sahibi olan kişiler ve diğer kanunlar ya da Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler veya anlaşmalarda belirtilen yabancılar çalışma izni olmaksızın ülkemizde çalışabilmektedirler. Bunların dışında kalan yabancıların ise Türkiye’de çalışabilmeleri veya çalıştırabilmeleri için çalışma izni almaları gerekmektedir. Çalışma izni başvuruları; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına, büyükelçilik ve konsolosluklara yapılmaktadır. Buradan da anlaşıldığı üzere başvurunun yurtdışından da yapılma imkanı vardır.

  • Çalışma İzni Türleri Nelerdir?

Süreli çalışma izni, belirli bir işveren altında ve önceden belirlenmiş bir işkolunda çalışma koşuluyla, ilk talepte en fazla bir yıl süreyle verilir. Bu izin, iş sözleşmesinin belirlenen süresini geçmemek üzere, yalnızca belirlenen iş yerlerinde ya da aynı sektördeki iş yerlerinde çalışma imkânı tanımaktadır.

Uluslararası İşgücü Kanunu’nun m.10/1: “Başvurunun olumlu değerlendirilmesi hâlinde yabancıya, iş veya hizmet sözleşmesinin süresini aşmamak koşuluyla, gerçek veya tüzel kişiye ya da kamu kurum veya kuruluşuna ait belirli bir iş yerinde veya bunların aynı işkolundaki iş yerlerinde belirli bir işte çalışmak şartıyla ilk başvuruda en çok bir yıl geçerli çalışma izni verilir.”

Süreli çalışma izninde, başlangıç süresinin sona ermesinden sonra uzatma başvurusunda bulunma imkanı tanınmıştır. Uzatma başvurusu kabul edildiği takdirde aynı işverenin yanında, ilk uzatma için en fazla iki yıl, sonraki uzatmalar için ise üç yıla kadar çalışma izni sağlanabilir.

Süresiz çalışma izni, Türkiye’de en az sekiz yıl yasal çalışma izni bulunan veya uzun dönem ikamet iznine sahip yabancılara tanınmış olan haktır. Süresiz çalışma izni alan yabancılar, ülke içinde iş veya işveren bağımlılığı olmaksızın çalışma imkânı elde ederken, seçme, seçilme, kamu görevi üstlenme gibi vatandaşlık hakları dışında sosyal güvenlik ve diğer yasal haklardan da Türk vatandaşlarına benzer şekilde faydalanabilirler.

Süresiz çalışma izni, verildiği tarihten itibaren her beş yılda bir güncellenmesi gereken belgeler içermektedir. Güncelleme işlemleri, izin tarihinden itibaren beş yıl dolmadan önceki altı ay içinde yapılmalıdır ve bu süre dolmadan önce tamamlanması zorunludur. Ancak, süresiz çalışma izni sahipleri dahi Türkiye’de yabancılara yasaklanmış olan ve yalnızca Türk vatandaşlarının yapmasına izin verilen belirli iş ve meslek dallarında çalışamaz.

Bağımsız çalışma izni, Türkiye’de yabancıların kendi adlarına iş yapmalarına olanak tanıyan izin türüdür. Bu izin, özellikle belirli niteliklere sahip yabancı profesyonellere ve Türkiye’de iş kurmak isteyenlere yöneliktir. İzin kapsamında, yabancılar belirli bir işverene bağlı kalmadan Türkiye’de çalışabilmektedirler.

Bağımsız çalışma izni başvuruları, yabancıların eğitim durumu, mesleki deneyimi, Türkiye’deki faaliyetlerinin ekonomiye katkısı gibi kriterler kapsamında ele alınır. Bu izin türü, yabancı yatırımcıların Türkiye’de faaliyette bulunmalarına katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

Başvurunun olumlu değerlendirilmesi durumunda, yabancıya Türkiye’de bağımsız çalışma hakkı tanınır. Bu izinle, yabancılar Türkiye’de kendi işlerini kurabilmektedir.

Yabancıların Çalışma İzni Alamayacağı Meslekler:

  • Diş tabipliği
  • Eczacılık
  • Veterinerlik
  • Özel hastanelerde sorumlu müdürlük
  • Avukatlık
  • Noterlik
  • Özel güvenlik görevlisi
  • Kabotaj kanunu uyarınca bazı işler
  • Gümrük müşavirliği
  • Turist rehberliği
  • Yurt İçinden Yapılacak Çalışma İzni Başvuruları

Yabancının yurt içinden çalışma izni alabilmesi için “en az altı ay” süreli ikamet iznine sahip olması gerekmektedir. En az altı ay süreli ikamet iznine sahip olan yabancılar için Türkiye’de yapılacak olan başvurularda yetkili mercii Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’dır. Çalışma izni başvuruları öncelikle “Online Çalışma İzni Başvuru Sistemi” üzerinden doğrudan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na yapılacaktır.  Başvuru yapıldıktan sonra alınacak başvuru formu, diğer belgelerle birlikte elektronik ortamda kaydın tamamlanmasından itibaren “altı iş günü” içinde elden veya posta yoluyla ilgili Bakanlığa teslim edilmelidir.

  • Yurt Dışından Yapılacak Çalışma İzni Başvuruları

Yurt dışından yapılacak çalışma izni başvuruları ise yabancının vatandaşı olduğu veya yasal olarak ikamet ettiği ülkedeki Türkiye Cumhuriyeti konsolosluk veya büyükelçiliğe yapılacaktır. Yabancının Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçilikleri ve konsolosluklarına yaptığı çalışma izni vizesi başvuruları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na iletilecektir. Bilgi veya belge eksikliği olmadan usulüne uygun olarak yapılan çalışma izni vizesi başvuruları otuz gün içinde değerlendirilir. Eğer yabancı bir işverenin yanında çalışacaksa; başvuru yapıldığı tarihten itibaren işverenin otuz gün içerisinde istenen bilgi ve belgeleri e-devlet üzerinden yükleyip onay vermesi gerekmektedir. Yabancı bir işverenin yanında çalışmayacaksa; vatandaşı olduğu veya yasal olarak ikamet ettiği ülkedeki Türkiye Cumhuriyeti konsolosluk veya büyükelçiliğe yapması yeterli olacaktır.

Çalışma vizesi onaylanan yabancı “altı ay” içerisinde Türkiye’ye gelmelidir. Aksi takdirde çalışma izni vizesi iptal edilir.

  • Çalışma İzni Alan Yabancı İçin İkamet İzni Almalı Mıdır?

Türkiye Cumhuriyeti tarafından verilen çalışma izni aynı zamanda ikamet izni olarak da kabul edilir. Bundan dolayı çalışma izni alan yabancının ayrıca ikamet izni almasına gerek yoktur. Aynı şekilde çalışma izni bittiği takdirde ikamet izni de bitmiş sayılır. Bu durumda çalışma izni biten yabancı, çalışma izninin bittiği tarihten itibaren “on gün” içinde ikamet izni almalıdır. Aksi takdirde sınır dışı kararı çıkarılır. Bu karara rağmen ülkede kalmaya devam eden yabancı için idari gözetim kararı uygulanır. Bu durumlarla karşı karşıya kalmamak için çalışma izninin bitmesinden önceki “altmış gün” içerisinde duruma uygun olarak ikamet izni alınması gerekmektedir.  

  • Çalışma İzni Başvurusu için Gerekli Belgeler Nelerdir?

Türkiye de çalışabilmek için çalışma izni başvurusunda bulunan yabancı öncelikle başvuru için gereken belgeleri doğru ve eksiksiz olarak hazırlamalıdır. Yabancı bu evrakları ilgili kuruma teslim ederek çalışma izni başvurusunu yapabilir. Başvuru için gereken evraklar aşağıda belirtilmiştir.

İşverenin sunması gereken evraklar:

  • Başvuruya ilişkin dilekçe
  • Çalışma iznine ilişkin başvuru formu
  • Bir önceki seneye ait bilanço kâr zarar tablosu
  • Ticaret sicili gazetesi
  • Faaliyet belgesi
  • Vekaletname
  • İşçinin diploma ve pasaport fotokopisi

İşçinin sunması gereken evraklar:

  • Diploma, geçici mezuniyet belgesi
  • Denklik belgesi
  • Eğer eğitim kurumunda faaliyet gösterecek ise yeterlilik belgesi
  • En az 6 ay geçerlilik süresi bulunan ikametgâh izni
  • İşveren ile işçi arasında yapılmış olan iş sözleşmesi
  • Pasaport fotokopisi
  • Diploma fotokopisi
  • Fotoğraf

Gerek ikamet izinleri ve gerekse Çalışma izinlerl müracaatları ve randevu alma başvuruları internet üzerinden yapılmaktadır, prosedürleri çok olduğundan tecrübe ve bilgi gerektirmektedir. Bu anlamda; Çözüm ortaklarımızdan Ömer Faruk BOZKURT, daha önceki dönemlerde çalıştığı Çinli Firmalar çalışanlarından yaklaşık 10.000 civarında kişinin çalışma izinleri ve ikamet izinleri(tezkereleri) ile ilgili iş ve işlemleri takip etmiş ve sonuçlandırmıştır. Bürokrasiyi ve takip sistemini çok iyi bilmesi nedeniyle hızlı ve olumlu sonuçlar anında alınabilmektedir.

Şüphenin Adalet İçindeki Yeri

Şüphenin Adalet İçindeki Yeri 1024 1024 hbtlc_user

Şüphenin Adalet İçindeki Yeri ve Önemi

Adaletin sağlanmasında şüphenin rolü, tarih boyunca hukuk sisteminin temel taşlarından biri olmuştur. Suçların aydınlatılması ve suçluların ortaya çıkarılması, titizlikle yürütülen soruşturmalar ve delil toplama süreçleri ile mümkündür. Şüphe, bu sürecin en kritik bileşenidir; çünkü suçların aydınlatılması ve suçluların ortaya çıkarılması ancak şüphe ile mümkün hale gelir.

Suçların aydınlatılmasında şüphenin rolü, yalnızca sanığın lehine değildir. Aynı zamanda gerçek suçluların tespit edilmesi ve adaletin sağlanması için de büyük önem taşır. Şüphe, soruşturma süreçlerinde yol gösterici bir ışık gibi işlev görür. Her detayın, her iz bırakılan kanıtın titizlikle incelenmesi, adaletin sağlanmasında kilit rol oynar. Şüphe, suçluların belirlenmesinde ve masumların korunmasında bir denge unsuru olarak görev yapar.

Hukuk sistemlerinde şüphe, suçluluk veya masumiyetin belirlenmesinde hayati bir araçtır. Şüpheye dayalı olarak yürütülen soruşturmalar, delillerin dikkatle değerlendirilmesini ve hiçbir detayın göz ardı edilmemesini sağlar. Böylece, suçların doğru bir şekilde aydınlatılması ve gerçek suçluların adalet önüne çıkarılması sağlanır.

Sonuç olarak: “Suçların aydınlatılması ve suçluların ortaya çıkarılması ancak şüphe ile ortaya çıkarılabilir. Evet, Şüphe sanık lehine karinedir. Fakat, suçların aydınlatılması ve suçluların ortaya çıkarılması da ancak şüphe ile ortaya konabilir

Türkiye Vatandaşlık Şartları

Türkiye Vatandaşlık Şartları 1024 1024 hbtlc_user

Türk Vatandaşlığı Kanunu (TVK) m.11’de “sonradan Türk vatandaşlığı kazanma” yolları düzenlenmiştir. Türk vatandaşlığı kazanmak isteyen yabancının aşağıdaki şartları taşıması gerekmektedir:

  • Ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmalıdır.
  • Başvuru tarihinden geriye doğru 5 yıl Türkiye’de ikamet etmelidir.
  • Türkiye’de yerleşmeye karar verdiğini davranışları ile teyit etmelidir.
  • Genel sağlık şartlarını sağlamalıdır.
  • İyi ahlak sahibi olmalıdır.
  • Yeteri kadar Türkçe konuşmalıdır.
  • Türkiye’de kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin geçimine yetecek düzeyde gelir veya mesleğe sahip olmalıdır.
  • Milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali olmamalıdır.

Türk Vatandaşlığı İçin Taşınmaz Almak

Yabancılar Ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) m. 31/1-b’de kısa dönem ikamet izni verilebilecek durumlar içerisinde “Türkiye’de taşınmaz malı bulunma” yer almaktadır. Türkiye’de taşınmaz malı bulundurma yoluyla kısa dönem ikamet izni alacak kişi öncelikle bir taşınmaz mal edinmeli ardından kısa dönem ikamet iznine başvurarak en az 5 yıl kesintisiz Türkiye’de ikamet etmelidir. En az 5 yıl ikamet ettikten sonra Türk vatandaşlığı başvurusunda bulunabilir. Türk vatandaşlığı kazanan kişinin eşi ve ergin olmayan çocuğu da vatandaşlık kazanmaktadır. Bu maddedeki düzenleme esasında İkamet izni alabilmeyi kolaylaştıran bir durumdur. Türk Vatandaşlığını ikamete bağlı olarak kazanmak için olmazsa olmaz bir şart değildir. Ancak, vatandaşlığın kazanılmasında da Kişinin Türkiye’de yerleşme niyetinde olduğunu gösteren olumlu takdir sebebidir. Ayrıca, taşınmazın değerinin Taşınmaz satın almak suretiyle Yatırım yoluyla Vatandaşlığın kazanılmasında öngörülen 400.000 USD olması gerekmemektedir. Sadece bir ikamet sahibi olması yeterlidir. Her ikisi farklı düzenlemelerdir.

Yatırım Yoluyla Türk Vatandaşlığının Kazanılması

TVK m.12 hükmünde öngörülen “Türk vatandaşlığının kazanılmasında istisnai haller” arasında yatırım yolu ile vatandaşlık kazanılması da sayılmaktadır.

Sabit sermaye yatırımı olarak, yatırım tutarı minimum 500.000 USD değerinde olmalıdır. Bu yatırım Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca tespit edildikten sonra Türk vatandaşlığının kazanılması mümkündür.  Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca; sabit sermayenin halka açık olmayan bir şirketin tamamen satın alınması veya belirli bir oranda şirkete ortak olunması yoluyla vatandaşlık kazanılabilir. Bu yola başvuracak kişiler şirketteki paylarını üç yıl boyunca devredemezler.

Taşınmaz satın alarak veya taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapılarak vatandaşlık almak isteyen yabancılar en az 400.000 USD değerinde taşınmaz satın almalı ve tapuya üç yıl satılmayacak şerhi konulmalıdır. Türk vatandaşlığı için taşınmazı satın almak gerekmemektedir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yoluyla da vatandaşlık kazanılabilir. Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı kazanılmasının, taşınmaz satın alarak kazanılan vatandaşlıktan en önemli farkı ikamet şartının aranmamasıdır.

En az 50 kişilik istihdam oluşturduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca tespit edilen kişiler de Türk vatandaşlığı kazanmaya hak kazanır.

Mevduat hesabına para yatırma yoluyla Türk vatandaşlığı kazanabilmek için en az 500.000 USD’yi veya bu tutara denk gelen karşı döviz tutarında mevduatı üç yıl tutma şartıyla Türkiye’deki bankalara yatırdığı BDDK tarafından tespit edilen yabancılar vatandaşlık almaya hak kazanabilir. İlgili tutar aynı hesaba yatırılabileceği gibi farklı hesaplara da yatırılabilir.

Devlet borçlanma araçlarına yatırım yapılarak vatandaşlık kazanmak isteyen yabancılar en az 500.000 USD değerinde tutarı; Devlet İç Borçlanma Senetleri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Likidite Senetleri, Banka Bonoları, Varlık ve İpotek Teminatlı Menkul Kıymetler, Finansman Bonoları, Gelire Endeksli Senetler, Varlığa ve İpoteğe Dayalı Menkul Kıymetler, Özel Sektör Tahvilleridir ve Gelir Ortaklığı Senetleridir.  Bu araçlara yatırım yapıp üç yıl boyunca elinde tutan kişiler vatandaşlık kazanabilir.

Bireysel emeklilik hesabına en az 500.000 USD yatırarak üç yıl sistemde tutan kişiler de vatandaşlık kazanabilir.

Yatırım Yoluyla Türk Vatandaşlığı Başvurusu Nasıl Yapılır?

Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı başvurusu, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne dilekçeyle yapılır. Başvurudan önce, gerekli koşulların yerine getirildiğinin ilgili bakanlık ya da kurum tarafından tespiti gerekir. Bu başvuru için gerekli belgeler aşağıda sıralanmıştır:

1)  Vatandaşlık başvuru dilekçesi,

2)  Başvurucunun pasaportu ya da pasaport yerine geçen belgesi,

3)  Başvurucunun doğum belgesi

4)  Başvurucunun medeni hal belgesi: Evli ise evlenme belgesi, boşanmış ise boşanma belgesi, dul ise eşine ait ölüm belgesi,

5) Başvurucunun kendisi ve ailesine ait vukuatlı nüfus kayıt örneği

6)  Başvurucuya ait 2 adet biyometrik fotoğraf,

7)  Hizmet bedelinin maliye veznesine yatırıldığına dair makbuz,

8)  Taşınmaz satın alınması halinde taşınmazın değerini gösteren taşınmaz değerleme raporu,

9)  Başvurucunun yaptığı yatırımı gösteren belge (örneğin taşınmaz satın alınmışsa tapu sicil kaydı, mevduat hesabına para yatırılmışsa buna dair bankadan alınacak belgeler vs.)

Başvuru için gereken bu belgelerde eksiklik olması durumunda başvurucuya eksikliğin giderilmesi için süre verilir. Verilen süre içinde eksiklik giderilmediği takdirde başvuru reddedilir.

Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması için yapılan başvuru yaklaşık olarak 3 ay içerinde sonuçlanır.

Son birkaç yıldır stratejik öneme haiz Türkiye’ye, Türk vatandaşlığının kazanılması konusunda en hızlı ve net çözüm olması sebebiyle, Çinli girişimci ve yatırımcıları başta olmak üzere, yabancıların Gayrimenkul yatırımı yoluyla Türk Vatandaşlığına Kazanmaya ilgisi giderek artmaktadır.

Yukarıda da belirtildiği gibi; Belli bir yatırım karşılığında Türk vatandaşlığını kazanmak en kolay ve hızlı çözüm yoludur. 500.000 USD tutarında sermaye yatırımı, yatırım fonu katılım payı veya devlet borçlanma aracı ya da 400.000 Dolar tutarında Gayrimenkul satın alma ve yabancı kota şartlarına uygun olmak kaydıyla 50 kişilik istihdam oluşturma yollarından birisiyle Yabancıların Türk Vatandaşlığına geçmesi mümkündür. Yatırımların 3 yıl boyunca kalıcı olması gerekmektedir. Bu şekilde yatırım yapılması durumunda 3 ay gibi kısa bir sürede işlemler sonuçlanmaktadır.

En çok tercih edilen yol ise, Gayrimenkul satın alma yoludur. Türkiye’de gayrimenkul sürekli değer kazanması ve kira bedellerinin yüksekliği nedeniyle yabancı ve Türk girişimcileri için en iyi yatırım araçlarından birisidir. Nihayetinde, 3 yıl boyunca alınmış olan gayrimenkuller satılamasa da, 3 yılın sonunda satış dahil her türlü tasarruf imkanı vardır.

Bu alanda Ofisimizin çözüm ortağı, Sayın Cumhurbaşkanımızın kararnamesiyle kurulan Tüm Emlakçılar Birliği Başkanlığına atanan Hakan AKÇAM’dır. Tüm Emlakçılar Birliği Ulusal ve uluslararası gayrimenkul yatırımında tek söz sahibi olan en üst Kuruluştur ve Türkiye’nin her il ve ilçesindeki yapılanmasını çok kısa sürede tamamlamış bulunmaktadır. Yurt dışı yapılanmasında ise, KKTC, Birleşik Krallık, İngiltere ve Azerbaycan atamaları yapılmış bulunmakta olup, diğer yatırımcı ülkelerle ilgili yapılanma süreçleri devam etmektedir. Gerek Türk Vatandaşlığının kazanılmasında ve gerekse bireysel/ticari gayrimenkul alımı, kiralanması ve satılmasında profesyonel hizmet vermektedir.

Bu anlamda, çözüm ortağımız olan TEDB ile gerek Türk Vatandaşlığının kazanılması için yapılacak gayrimenkul yatırımı ve gerekse bireysel/ticari gayrimenkul, Fabrika ve depolama alım, kiralanması ve satılmasında profesyonel hizmet veren Türkiye’nin en üst çatı kuruluşu ile birlikte çalışıyor olmak bizim için güvenirlik ve hızlı çözüm için çok anlamlı ve önemlidir.

Masumiyet Karinesi

Masumiyet Karinesi 1024 1024 hbtlc_user

Olaylara Bakış ve Olayların Çözümünde Gözden Kaçmaması Gereken Temel Düsturlar

3. Masumiyet Karinesi

Adalet sisteminin en temel ilkelerinden biri olan Masumiyet Karinesi, sanığın suçlu olduğu ispatlanana kadar masum kabul edilmesi gerektiğini belirtir. Bu ilke, suç isnadında bulunulan bir kişinin, yargılama süreci boyunca ve nihai karar verilene kadar masum olduğu varsayımına dayanır. Masumiyet Karinesi, adaletin sağlanmasında kilit bir rol oynar ve hukukun temel prensiplerinden biridir.

Bu ilke, sanığın lehine bir şüphe taşıdığı anlamına gelir ve kanıtların kesin bir şekilde suçluluğu ortaya koyması gerektiğini vurgular. Masumiyet Karinesi, kişinin haksız yere mahkum edilmesini önlemek için oluşturulmuştur. Hukukun üstünlüğü ilkesine dayanan bu kural, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korumayı amaçlar. Özellikle, adaletin tecelli etmesi ve suçsuz insanların haksız yere ceza almaması için büyük bir öneme sahiptir.

Hukukun bu temel taşı, insan onurunu ve kişisel özgürlükleri koruma altına alır. Masumiyet Karinesi’ne göre, suç isnadında bulunulan her birey, suçluluğu ispatlanana kadar masum kabul edilir. Bu yaklaşım, sadece bireysel hakları değil, aynı zamanda toplumun adalet sistemine olan güvenini de pekiştirir.

Şüphesiz ki, Masumiyet Karinesi’nin bir diğer önemli yanı, toplumda adalet duygusunun güçlenmesine katkıda bulunmasıdır. Suçluluğun kesin olarak kanıtlanması gerektiği, aksi halde kişinin masumiyetinin korunacağı anlayışı, adalet sisteminin tarafsız ve güvenilir bir şekilde işlemesini sağlar. Bu ilke, hukukçuların ve yargıçların karar verme süreçlerinde tarafsız olmalarını teşvik eder ve adil yargılama ilkesinin uygulanmasına yardımcı olur.

Şüphe sanık lehine karinedir. Masumiyet Karinesi olarak da bilinen bu ilke, Adaletin tecellisinde önemli bir ilke olarak kabul edilmektedir. Zira, bir kişinin haksız yere mahkum olmasındansa onlarca şüphelinin ceza almaması daha evladır.